Bu yaşam sizin hikâyeniz olsaydı!

Çocuksunuz…

Gecenin bir yarısı eve gelen bir babanız var. Ne iş yaptığını çocukluk aklı ile kestiremiyorsunuz henüz. Aklınızda kalan şey sabah evden giderken ve gece eve geldiğinde üstünde hep aynı kıyafetin olduğu.

Eve geldiğinde sizinle kısa bir süre oynayabiliyor…

Siz oynamak istedikçe “Yavrum yorgunum” diyor. Anlamıyorsunuz yorgun kelimesinin ne anlama geldiğini…

Ve bir gün evinizin zili gün ortasında çalıyor…

Anneniz kapıyı araladığında babanızın kıyafeti gibi giyinmiş kişileri görüyorsunuz kapının önünde…

Annenize birkaç cümle bir şey dedikten sonra hayatınız boyunca kulaklarınızdan gitmeyecek bir acı tonla babanın adını haykırdığını düşünün annenizin.

Kapıya tutunuşunu, onu kolundan tutmaya çalışanları, annenizin yüzünden düşen gözyaşları…

Hayatınızdan söküp atabilir misiniz bu anı?

**

Birkaç gün sonra annenizle birlikte bir cami avlusuna gidiyorsunuz.

Bayrağa sarılı tahta içine koymuşlar babanızı. Önünde kocaman bir fotoğrafı var. Koşup öpüyorsunuz babanızın fotoğrafta gülümseyen halini.

Bir sürü insan toplanmış. Yakalarında babanın küçücük fotoğrafı olan kâğıt var. Birileri ağlıyor, birileri etrafına bakınıyor. Baban gibi giyinen abi ve ablalar gözyaşlarını tutamıyorlar.

İmam herkesin önüne geçtiğinde “Vatan için canını feda eden şehit polisimizin…” şeklinde kelimelerden oluşan cümleler kurduğunu işitiyorsunuz.

Kalabalık dağılıyor…

Ağlayan insanların yüzünde değişik bir yüz ifadesi. Yerlerde babanın kâğıda basılı fotoğrafları duruyor. Hâlbuki az evvel insanların yakasında duruyordu o fotoğraf.

Artık ağlamıyorlar ve yürüyüp gidiyorlar. İşte o günden sonra ne eve gelip seninle oynayan ne de sen oynamak istediğinde “Kızım yorgunum” diyen baban var.

Okula giderken elinden tutan,

Parkta seni salıncakta sallandıran,

Ödevlerinde yardımcı olan,

Yaramazlık yaptığında ikaz eden,

Sevinçli hallerinde başını okşayan,

Evlenirken yanında olan, zor gününde danışıp fikirleşeceğin baban yoktur.

O, yaşadığın bu topraklar için canını feda etmiş, inandığı İslam çerçevesinde şehitlik mertebesine erişmiştir. Ama bu mertebeye ulaşan baban fani dünyada artık hiçbir anında seninle değildir.

***

Büyüyorsun, aklın eriyor artık pek çok şeye.

Bazı yerlerde “Şehit çocuğu” diyorlar senin için. Devletimiz bazı haklar veriyor sana ve ara ara o hakları kullanıyorsun.

Ama baban yok yanında.

Üniversiteye giderken seni tebrik edecek,

Evlenip çocuğun olduğunda ona dedelik edecek,

Sıkılıp daraldığında “Evladım üzme kendini bu kadar” diyecek baban yok. Dünyalar kadar hak verseler sana ne faydası var.

Ve yazının başlığında bulunan başlığı biraz değiştirerek soruyu kendi içinizde cevaplayınız lütfen!

Ekranlarda şehit haberlerini izleyip 2 dakika üzüldüğümüz şehit çocuklarından birisi siz olsaydınız ne olurdu?

Sizleri izleyen vatandaşların 3. dakikada unuttuğunu bilseniz ne düşünürdünüz?

O halde bir hesaba çekelim kendimizi şehit aileleri için vatandaş olarak ne yapıyoruz!

***

Vatan evlatlarının bazı talepleri var

Ülkeyi adım adım gezen bir kişi olarak Nusaybin’de dertleştiğim, kucaklaştığım, çay içip tebessüm ettiğim iki vatan evladı bugün şehitlik makamında.

Hâlâ polis üniforması ile bizlerin güvenliğini sağlamaya çalışan vatan evlatlarının gittiğim yerlerde çaylarını içiyorum.

Kendilerinin Emniyet Genel Müdürümüz Sayın Celal Uzunkaya’dan bazı beklentileri var.

Öyle ya bu kahramanlar canlarını siper ederken kendilerine ve ailelerine dünyalık ne versek azdır.

Bu vesile ile tüm emniyet güçlerimizin, ailelerinin ve unuttuğumuz kimler varsa hepsinin Polis Haftası’nı can-ı gönülden tebrik ediyorum.




Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir